Bugun...
Bizi izleyin:


ŞEHRAZAT YASTIMAN


Facebookta Paylaş









Toplumsallaşıyor muyuz, Yoksa Toplumca Arsızlaşıyor muyuz?
Tarih: 09-03-2020 01:24:00 Güncelleme: 09-03-2020 01:24:00


Toplumsallaşıyor muyuz, Yoksa Toplumca Arsızlaşıyor muyuz?

Toplumsallaşma yani sosyalleşme doğumumuzla başlayıp yaşamımız boyunca devam eden bizi biz yapan bir süreçtir. Her birey ana baba, aile, arkadaş, okul, çevre gibi toplumsal araçlar aracılığıyla sosyalleşir ve sosyal rollerini öğrenir. İşte tüm bu süreçler toplumsallaşma olarak adlandırılır.

Doğduğumuzda doğal olarak hazır bulduğumuz ortam ve bilinçsizce uyduğumuz bu toplumsal kurallar sonraki hayatımızda bilinçli seçimlere dönüşür. Alınan bilgi, beceri ve değerlerin nesiller boyu aktarılmasıyla toplumda sosyalleşme ve kültürel uyum sağlanmış olur.

Aile toplumsal süreçte çocuğun en büyük dayanağıdır. Bilinçli ve olumlu davranışlar sergilediği sürece çocuk topluma daha rahat uyum sağlar. Eğitim kurumları ise belli bir bilgi birikimi elde eden bireyi kültürel olarak yeniden üretir.

Toplumsallaşma tek yönlü gerçekleşmez. Toplum bireyi değiştirirken, birey de toplumu etkiler. Kişi öğrenirken aynı zamanda öğretir. Çift yönlü olarak gerçekleşen bu durum değerler bütünüyle toplumu ve insanı şekillendirir. Çocuk bir taraftan sevgi alırken, diğer taraftan da aile için mutluluk ve gurur kaynağı olur. Çocuk doğduğu andan itibaren anne babayı yeniden dizayn eder. Ayrıca çocuk sahibi olan aileler de toplumda bu şekilde, çocukları sayesinde daha iyi kabul görür.

Kişinin şahsiyeti toplumdaki diğer bireylerle etkileşmesiyle oluşur. Sosyalleşme sosyal rollerin öğrenilmesi sonucu gerçekleşir. Kimlik ve kişilik de bu şekilde meydana gelir ve toplumsal bireyler böylece ortaya çıkmış olur. Aile kültürü ile arkadaş ya da çevre kültürü farklı olursa bireyde çatışmalar başlar. Kültürlerarası hareket ve tercihlerde zorlanan birey kimlik ve kişilik çatışması yaşar.

Toplumsallaşma disipline eder. Bu nedenle toplumsal değerlerin dışına kolay kolay çıkılamaz. Toplumsallaşan bireyler artık özgürce davranamazlar. Toplumun bir nevi esiri olurlar. Otoriter yapısıyla anne baba çocuğu, öğretmen öğrenciyi, yasalar vatandaşı güdümü altına alır. Böylece bir nevi toplum korunur. Peki ya korunmazsa ne olur? Buna sebep olan yıkıcı güç nedir? Cevabı açıktır: Küreselleşme.

Her ne kadar toplumsallaşmayla nesilden nesile aktarılan kültürlere, değerlere sahip çıkılmaya çalışılsa da bir de küreselleşme denen bir olgu var ki, fırtına gibi esip tüm dünyayı kasıp kavurmaktadır. Küreselleşme dünyayı küçültüp tek bir ülke, hatta köy yapma gayretindedir. Bu şekilde amaçlanan hedef kültürde, sermayede, teknolojide, her türlü hizmette entegrasyon sağlanmasıdır. Kıtalar ve bölgeler arasında oluşan bu algılar ve akışlar insan hayatını bütünüyle etkiler. Tek akıl ve elle tüm dünya yönetilmeye çalışılırken farklı kültürler, ideolojiler, yönetimler, güdümler dejenere edilmek istenmektedir. Şimdi de aynı tip, üniforma gibi, çocuklar üretip, bunları yayma gayreti başlamıştır. Oluşturulmak istenen bu yeni kültürel köyde Atakan gibi çocuklar toplumun önüne sürülüp örnek gösterilmektedir.

Toplumsallaşma hem bireyi hem toplumu biçimlendirirken, aynı zamanda bireye şahsiyet kazandırır demiştik ya, işte bu şahsiyetlerden bir kısmı kimi zaman toplumun önüne sürülür. Toplumsallaşmada bugün medya, görsel, işitsel yayınlar ve özellikle de rock solistleri, artistler gibi toplumun gözdeleri ya da gözde konumuna getirilen şahsiyetler çok önemli bir yer tutar. Bu araçlar ve kişiler genellikle toplumu istenen noktaya getirmede kullanılır.

Günümüzde toplumsal değerlerimizin dışında farklı pek çok insan tiplemeleriyle karşılaşıyoruz. Bir süre sonra yadırgadığımız bu kişi ve hareketleri kanıksıyoruz. Çünkü bu oluşumlar bir çağ yangını. İster istemez gelip bizi buluyor ve içine alıyor bu küresel alemde.

Aileler bir marifet sayıyor akımlara ve her çeşit modaya uymayı. Bu şekilde çocuk yetiştiriyorlar artık. Böylece kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar. Maneviyatsız, basma kalıp, robotvari bir nesil geliyor. Tüm bunlar endişe verici bir hal almaya başladı.

İnanın o kadar özlüyorum ki, annesinin elinden tutan, gülüp göz kırptığımda utanıp annesinin kucağına sarılan çocukları. Hele ki çevremizde sıkça rastladığımız elinde son model bir cep telefonu, saçı Kore tarzı kesilmiş, özgüven tavan yapmış bir halde, dünya benim ve ben herkesi yönetirim edalarıyla dolaşan yeni nesil çocukları gördükçe masumiyeti, saflığı özler oldum.

Diğer yandan Atakan gibi pek çok çocuğu film, dizi, reklam sektöründe ön plana çıkartıp kobay olarak kullanan, onların çocukluğunu ellerinden alanlara ne demeli? Ne istiyorsunuz bu çocuklardan? Bırakın gönüllerince yaşasınlar! Lütfen ellerinizi masumiyetlerden çekiniz! Her yer, her ne varsa yeterince bozuldu zaten. Bari onlar büyüyene dek biraz saf kalsaydı! Peki masumiyetleri ellerinden alınan bu çocuklar ne olacak? Onların psikolojileri kimin umurunda? Bu çocukların çocuklukları ellerinden alındı. Onlar bir daha hiç çocukluklarına geri dönemeyecekler! Artık eskisi gibi asla olamayacaklar!

Yapılmak istenenler, bu çocukların kullanılmasıyla onların üzerinden geliştirilen projelerle gün yüzüne çıkarken Atakan, Ali, Ayşe vs. nasıl bir ruh haliyle yollarına devam edip topluma yararlı olacaklar? Şişirilmiş egolarıyla, her yerde konuşulmuşlukları, eleştirilmeleriyle topluma adaptasyonları nasıl sağlanacak, nasıl toplumsallaşacaklar? Bu yaşta onların omuzlarına bu kadar ağır sorumluluklar yüklemek insan olan birinin harcı olamaz. Üç-dört yaşlarında hafız olmuş, hadis külliyatını ezberlemiş milyonlarca çocuk konu edilmez, ön plana çıkarılmazken, bu çocukları gündem yapmanın arkasında yatan hakikatleri ve neler yapılması gerektiğini iyi değerlendirmek, irdelemek gerekir. Yoksa çok geç olabilir. Ne yangına körükle gidip o çocukları yaftalamak, ne de medyanın üflediği gerçekdışı tarzları, dayatılan yaşam biçimlerini benimsemek doğru gelmiyor bana. Ailelerin ise çocuklarını sermaye dünyasının her türlü kötü kullanımlarına karşı korumaları gerekmektedir. Kendilerine sunulan vaatler, paralar çocuklarının tek bir tel saçına bedel olabilir mi?

Bizler toplumsallaşalım, kültür ve değerlerimize sahip çıkalım dedikçe küresel güçler arsız bireylerin üretilmesi hayaliyle yanıp tutuşuyor. Bireyi yetiştirecek olan aileyi arsızlaştırıyorlar ki, toplumca arsızlaşalım. Çocukları arsızlaştırıyorlar ki, nesiller daha en başından bozulsun. Böylece anne babaya saygısız, bencil, inançsız, korkusuz, yasalara karşı çıkan çocuklar ve neticesinde topluluklar ortaya çıksın. Kaos oluşsun ki, dünyaya yeni bir düzen, düzensizlikleri düzeltmek adına kolaylıkla gelebilsin.

Ne diyelim, Allah sevgisini çocuklarımıza iyi bir şekilde işleyelim ki, başka sevgilere, menfaatlere, kötülüklere yer kalmasın o minik kalplerinde. Dünya henüz yaşanabilecek bir yerken rahatça oynayabilsinler, bolca umut toplayabilsinler. Çünkü onlar bizim umudumuz tüm bu karşı koyuşlara, düzensizliklere, küresel güçlere inat. Nazım’ın dediği gibi, “Sen bugünden yarına/ Birazcık umut sakla.” Evet küçüğüm umut ve de sevgi sakla….Sakla ki, toplum arsızlaşmasın, daha da yozlaşmasın…

Sevgiyle kalın….



Bu yazı 2425 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
918 Okunma
787 Okunma
755 Okunma
717 Okunma
682 Okunma
676 Okunma
566 Okunma
553 Okunma
411 Okunma
326 Okunma
306 Okunma
287 Okunma
3819 Okunma
2904 Okunma
1858 Okunma
1554 Okunma
1467 Okunma
1446 Okunma
1411 Okunma
1406 Okunma
1345 Okunma
1333 Okunma
1313 Okunma
1291 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Atatürk
    Atatürk
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI