Bugun...
Bizi izleyin:


ŞEHRAZAT YASTIMAN


Facebookta Paylaş









Kimlik, Kişilik ve Değerler Üçgeninde İnsan
Tarih: 01-03-2020 23:05:00 Güncelleme: 01-03-2020 23:05:00


Kimlik, Kişilik ve Değerler Üçgeninde İnsan

 

Binbir bilinmeyenli denklemdir insan. Muhtevasındaki en önemli unsur olan, âlemlerin sahibinin üflediği ruhun yanı sıra, toprak yapısından gelen genler ve yaşadıklarından harmanlanmış karakter özellikleriyle mucizevi, olağanüstü, muhteşem bir karışımdır.

İnsan toplumsal yapıdaki en küçük yapı taşıdır. İnsan, birey olarak varlığını sürdürebilmek için kişilik, kimlik ve değerler üçgeni üzerinde yükselir toplumsallaşırken. Genetik özelliklerini ebeveyninden alarak dünyaya geldiğinde kimliği zaten bellidir. Yani ailesi, akrabası, vatanı, milleti, dini vs. önceden belirlenmiştir. Kişiliği ise daha anne karnındayken şekillenir; minik organizmasının genetik ve çevresel kalıpları bir araya getirip, kendi üzerinde toplaması sonucunda, insani oluşumunu tamamlar. Onun için kişilik oluşumu daha şimdiden başlamıştır ve bunda en önemli etken anne babasıdır. Dış dünyadan aldığı duyumları iç âleminde birleştirip doğduktan sonra annesinden, babasından, okulundan, arkadaşından, çevresinden derken, topladığı tüm bu öğretilerle zaman içinde yavaş yavaş çocuk görüntüsünden sıyrılır. Yeni bir birey olarak kişiliği, kendini göstermeye başlar, yaşamca da kişilik oluşumu devam eder. Kişilik gelişimi bir noktaya gelince de kimliği tam olarak oturur.

Kimlik, bireyin görünen, bilinen etiketiyken, kişilik, davranışlarında ortaya çıkar. Duygu ve düşünce boyutu, onun aktivite ve eserlerinde kendini gösterir. Yetişkin statüsüne geçene dek olan evrede kişilik, öğrenile gele yol alır. Kişiliği meydana getiren ve değerler dediğimiz faktörler, toplumsal yaşamı düzenleyen ve insanı insan yapan evrensel doğrulardır: Saygı, sevgi, güç, güven, başarı, mutluluk, huzur, sabır, doğruluk, dürüstlük, adalet, sorumluluk, hoşgörü, alçak gönüllük ve daha niceleri gibi…

Değerler özümsendikçe insani kalite artar. İnsanların kalitesi toplumun göstergesidir. Bu üç unsurun birleşmesiyle insan toplumsallaşır. Bütün bu değerler aynı zamanda dinlerin özünü de oluşturur. Yaratıcının koyduğu kanunlar bu düsturlarla korunur. Allah insanın iç huzurunu, toplumun düzenini ister. Tüm yasaklar düzenin devamı içindir. Kişilikli, toplum düzenini koruyan bireyler övülmüştür.

Bugünkü toplumlarda küreselleşme, kişilik üzerinde olumsuz etkiler bırakmaktadır. Ayrı renk, dil, kültür, milletlerle zenginleşen dünya, şimdilerde kültürel fakirliğe doğru bir girdaba girmiştir. Kitle iletişim araçlarının etkisiyle son yüzyılda aynı dili konuşan, aynı biçimde giyinen, aynı şekilde düşünen bir sisteme doğru hızla kayış vardır. Kimliklerini ve kişiliklerini yitirmiş ya da henüz oluşturamamış gençler, sanal ortamlarda kaybolmaktadır. Zaten sekülerleşmeyle birlikte din duygusu da yeterince bastırılmış olan toplumlar, değerlerin ana kaynağı olan din öğretilerine de uzaklaştırılmıştır. Tam bir kişilik kargaşası boy gösterirken; ister Batı’da olsun, ister Doğu’da olsun her dinden gençler bir kimlik bunalımı yaşarken; onların toplumsallaşmalarında da büyük çaplı sorunlar oluşmaktadır. Gelenek ve görenekler, kişilik ve kimlik belirlemede en önemli unsurlardandır, ama küreselleşmenin tek tip kültür diretmesi nedeniyle bu konuda pek çok sıkıntı vardır.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne… Her şey iyi hoş da hayat herkese güzel değil ki! Diyelim ki, tüm bu değerlerle donandık. İyi bir aile, eğitim, arkadaşlar… Peki, bunlarla hiç sınanmayacak mıyız? Okullarda dahi eğitim-öğretimin ardı sıra sınavlar yapılırken bizim değerlerle olan sınavımız nasıl olacak? Savaş mağduru insanlara kucak açmak şöyle dursun, yoldan geçen bir kedi veya köpeği tekmelemeden içi rahat etmeyenler var bu ülkede. Milyonlarca fakir fukara aç susuz yatarken, beyciğim kapısının önüne üçüncü arabayı

çekememenin derdinde. Dünya türlü dertlerle muzdarip, fakat herkes keyfinde. O halde niye çabaladık da bunca değerin sahibi olduk? Neden pahalı okullarda okuduk? Hepsinden önemlisi de bizi yetiştiren, değerler sahibi olmamız için uğraş veren anne babalarımızın emeklerine yazık değil mi? İnsan, hangi gaye için yaşar? Ya da, “değersiz, kişiliksiz bir yaşam, yaşam mıdır?” diye sorsanız; “insan değerlerini yitirdiği gün ölmüştür”, derim ben. Ölü bir insanın ne topluma ne de kendine hayrı olur.

Bizler, yaşantılarımızla örnek teşkil etmeliyiz. Değerlerimize sahip çıkmalıyız; yaşanmıyorsa da yaşatmalıyız. Hani örnek olmak diyoruz ya, bu ancak değerlerle mücehhez olmakla mümkün olur. Bunun için öncelikle ruhumuzu değerlerle beslemeliyiz. Biz bu ruhu yansıtamıyorsak olumlu ve güzel beklentilerimiz ham bir hayal olur. Güzellik ve iyiliklerle bezenmiş bir toplum ancak yaşanacak bir hal alır. Aksi takdirde toplum da, hayat da değersizleşir ve yok olup gider. Yitik bir toplum, yitik bir millet demektir. Bu nedenle henüz vakit varken, değerlere, özellikle de milli değerlerimize, gelenek ve göreneklerimize, kısaca bizi biz yapan unsurlara sahip çıkalım ki, erdemli bir toplum tasavvurumuzu gerçekleştirebilelim.

Bilmemiz gereken bir gerçek daha var ki, o da: şükredilmeyen nimet elden gider, değeri bilindikçe ancak nimet artar. Bize sunulan tüm güzellikleri yerli yerince kullanıp, değerlerin de hakkını verdiğimizde şükrümüzü layığınca yerine getirmiş oluruz.

İnsan olmak için gerekli duygu donatılarını şükür, sevgi ve saygıyla beslediğimiz takdirde yaşanılası bir dünya ve toplum oluşur. Hepimiz birbirimize muhtacız. Bütün eylem ve davranışlarımız, milletimizin kültür köklerinden beslenerek neşvünema bulmalı ki, bizden sonra gelecek olan nesiller de bundan gıdalansın ve hem kendisi rahat ve huzurlu bir hayat sürsün hem de atasına yakışan davranışlarda bulunsun. Kısaca değerleri, değerlilerimiz için kullanalım ki, değerimiz bilinsin.

Biliyorum, dünyada Cenneti arıyoruz. Bulamayacağımız kesin. Ama dünyadaki bunca sıkıntı arasında gönüllerimizde olsun Cennet’i yaşatamaz mıyız? Ayrıca tüm bu zorlukları huzur içinde yaşamak varken, dengesizlikleri görüp de bunların yok edilmesi için çalışmamak yakışır mı biz akıl sahiplerine? Huzursuzluğun ve kaosların sebebi değersizlikse, buna çare aramamak bağdaşır mı şahsiyetli ve onurlu kişilikle ve kişiyle? Yorulmadan ekmeği bile yiyemediğimiz düşünülürse, değerlerle donatılı bir hayat için çalışmayanın da Cennet’i düşlemesi ne akıl?!...

Son olarak, hayranı olduğum Tolstoy’un sözüne kulak verelim, diyorum: “Anladım ki, Allah, insanların birbirinden ayrı değil, tek vücut halinde yaşamasını istediğinden, her birine kendi ihtiyaçlarını değil; her birine, hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor. Anladım ki, insanlar kendilerini düşünüyor gibi görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey, sevgidir. Kim severse Allah’a yaklaşır; Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır!”

Yüce Sevgiliyle bütünleşip, koca evreni sevgiyle kucaklamak üzere hoşça kalın… Sevgiyle kalın…



Bu yazı 1614 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
911 Okunma
781 Okunma
750 Okunma
712 Okunma
676 Okunma
670 Okunma
560 Okunma
548 Okunma
405 Okunma
320 Okunma
299 Okunma
281 Okunma
3814 Okunma
2893 Okunma
1853 Okunma
1548 Okunma
1460 Okunma
1441 Okunma
1405 Okunma
1401 Okunma
1340 Okunma
1327 Okunma
1308 Okunma
1283 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
  • YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • Atatürk
    Atatürk
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Haber Paketleri Tv Reklamı
    Haber Paketleri Tv Reklamı
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Osmanlı
    Osmanlı
VİDEO GALERİ
YUKARI